"Anladım İşi..."


Özkul K.

Diğer, ss.1-2, 2019

  • Yayın Türü: Diğer Yayınlar / Diğer
  • Basım Tarihi: 2019
  • Sayfa Sayıları: ss.1-2

Özet

“Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış; marifet bu. Gerisi yalnız çelik-çıkmakmış”
Necip Fazıl Kısakürek
Sanat için birçok cümle kurulabilir, birçok ifade kullanılabilir ama en güzel ifadeyi Necip Fazıl Kısakürek söylemiştir.
Sanat, sanatçının ya da sanatseverin aslında bir arayışını anlatır.
Her ortaya çıkan eserin heyecanla yapılıp, sunulduğu sonra bu heyecanın kaybedilip bir sonrakinde yeniden canlandığı arayıştır aslında. Sonu yok, uçsuz bucaksız… Her bir eser tektir, sanatçının evladı gibidir ve yaptığı eserin hak edildiği yerlere gitmesini ister sanatçı.
Paradan çok evvel anlatmak istediklerinin kaygısını taşır ve doğru anlaşılabilmenin de.
Sanatçının eserlerine, hayata hangi pencereden baktığı, nasıl bir donanıma sahip olduğu, bulunduğu ortamları, düşünceleri, yaşam tarzı, aldığı eğitimi, ailesi, çevresi, kültürel farklılıkları yansır.
Ve hatta eserlerine bakarak, sanatçının genel yapısı ile alakalı öngörüye sahip olmak dahi mümkündür.
Toplumun saygı duyduğu, izlediği, duruşunu ve düşünce tarzını benimseyip sevdiği insanlardır sanatçılar.
Bu sebeple yaşadığı ülkeye, devletine, milletine saygı duyup sahip çıkan, birlik ve beraberlik sinyallerini veren, eserlerinde dik bir duruş sergileyen, gelecek nesillere örnek olacak davranışlarda bulunan, özel yaşamıyla dahi örnek teşkil eden insan olmalıdır.
Türkiyem’in naçizane bir sanatçısı olarak, bu istanbulunsesi.net te ki köşemizde Kültür ve Sanat yazılarımızda her defasında kendi yapmış olduğum eserlerden birinin hikayesi ile birlikte düşüncelerimi eserlerime nasıl aktardığımı anlatmaya çalışacağım.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Tuğrasının kitaplık haline dönüştürülmesi…
Evvela Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatına, Tuğrasına ve çini sanatına kısa bir göz atalım…
10. Osmanlı padişahı ve 89. İslam halifesidir. Ayrıca I. Süleyman’ın 10. Osmanlı Sultanı olması sebebiyle On numarayı tamamlayan manasına gelen Saibü’l Aşereri’l Kamilet’de denmiştir.
Kanuni, başarılı bir asker, kudretli olarak kabul edilen bir devlet adamı, eşine nadir rastlanan bir devlet teşkilatçısıydı.
Kanuni unvanını kanunları yenileyip ek kanunlar yapıp, bunlara önem verdiği için verilmiştir.
Osmanlı’nın her çeşit yapılanması bu dönemde yükselmiştir. Ayrıca başarılı bir şair olan I. Süleyman, Muhibbî veya vezin gereği nadiren de olsa Muhib, Sultan Süleyman, Meftûnî, Âcizî mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazeli bulunmaktadır ki, Divan şairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zâtî’nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825’tir.
Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır. 45 yıl 3 ay 7 gün padişahlık yapmıştır. Saltanatının 2745 gününü (7,5 sene) at sırtında seferlerde geçirmiştir. 13 büyük seferinde at üzerinde yaklaşık 43 000 kilometre kadar mesafe kat etmiştir. 21 eyalet ve 250 sancaktan oluşan Osmanlı Devleti çok geniş sınırlara ulaştırmıştır.
Osmanlılarda da Tuğra, Sultanların göz alıcı kaligrafik nişan, alamet veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini içerir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Tuğrasında “Süleyman şah bin Selim şah han el-muzaffer daima” yazmaktadır. “bin” “oğlu” demektir. Tuğra bizatihi sultan tarafından yazılmayıp nişancı veya tuğrakeş veya tuğrâî veya tuğranüvis veya tevkiî denilen görevlilerce yazılırdı. Yetkisiz tuğra çekilemezdi.
Tuğralar bazı Sultanların mühürlerine de kazılmıştır. Osmanlılarda gereği halinde sınır boylarındaki eyaletlerde bulunan vezirlerin aradaki mesafenin uzaklığına ve siyasi nedenlere bağlı olarak önemli konularda Tuğra çekmelerine izin verilmiştir. Tuğraların büyük Selçuklulardan Anadolu Selçukluları ve beylikleri aracılığı ile Osmanlılara geçtiği kabul edilmektedir.
Tuğralar, Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılmasına kadar çok çeşitli yerlerde kullanılmış, hat sanatında bir kol olmuş ve resmi görevini tamamladıktan sonra tarihe mal olmuştur.
Halen hat sanatını icra edenlerce sanatsal amaçlı olarak yaşatılmaktadır.
Dünya sanat tarihi içinde çok önemli bir yeri olan Türk çini ve seramik sanatının geçmişi 8. ve 9. Yüzyıllara, Uygurlara kadar uzanmaktadır. Ama asıl köklü değişim Büyük Selçuklular’la başlayıp Anadolu Selçuklularıyla devam etmiştir. Çinicilik açısından sönük geçen Beylikler Dönemi’nin ardından, Anadolu Selçuklularının parlak dönemi, Osmanlılar dönemi’nde sarayın büyük desteği ile gelişmiştir. Bu gelişim farklı tekniklerin, renk ve desenlerin oluşmasına yol açmıştır. Mavi-beyaz dönemde yer alan Baba Nakkaş üslubunda, hatayi, rumi ve bulut stilize olarak kullanılmıştır. Ana renk kobalt mavi ve tonlarıdır.
Eser çalışmam da; Tuğları ile 3 kıtayı hâkimiyeti altına aldığını, kolları ile Hilafet ve Osmanlı hudutlarını çizdiğini, İç Beyze ile Karadeniz’in tamamının bize ait olduğunu, dış Beyze ile Akdeniz ada ve kıyılarının büyük bölümünün bize ait olduğunu ifade eden tuğramızı kullanarak kütüphane oluşturmaktan büyük onur duydum. Bu bağlamda dünyanın en güzel Tuğrası seçilen ve kolları itibariyle kütüphaneye en uygun olan, Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğrasını, ahşap ve çini sanatı ile birleştirerek kitaplık haline getirdik.
Modern görünümlü ancak işlevsel de olması gerektiğinden ahşap üzerine derinlik verilerek yapılan Tuğra da, Baba nakkaş üslubunu kullanarak, Tuğra formunun gidişatına uygun yeni bir tasarım yaptık.
Siyah ahşap zemin üzerine beyaz ahşap olarak uygulanan Tuğrada kullanılan mavi-beyaz çini bütünlük sağlamıştır. Üzerine kitapların ve dekoratif obje ya da fotoların konulabileceği geniş alanları mevcuttur.
Kitapların kaymaması için kolların en sonunda çini karo konulmuştur.
2013 yılında yapmış olduğum bu eseri, İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı Kültür A.Ş nin yeni yapılacak olan Kütüphanesine Ağustos 2017 de hediye etmiş bulunmaktayız.
Gençlerimize, güzel işler yapabilmelerine örnek olabilmek adına, elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
Benlik makamında kaybolup, bizlik makamına ulaşmak adına emanetiz Allaha.